Akciğer embolisi tedavisi, akciğer atardamarını tıkayan pıhtının büyümesini durdurmayı, kalbin sağ tarafına binen yükü azaltmayı ve yeni pıhtı oluşmasını önlemeyi amaçlar. Hastaların büyük çoğunluğu kan sulandırıcı ilaçlarla tedavi edilir. Pıhtının yaygın olduğu, kalbin zorlandığı ya da tansiyonun düştüğü ağır vakalarda ise pıhtıyı hızla çözmeye veya temizlemeye yönelik tedaviler gerekir. Bu noktada kateter ile pıhtı eritme ve mekanik trombektomi gibi girişimsel radyoloji yöntemleri, seçilmiş hastalarda damardan verilen yüksek doz pıhtı eritici ilaca veya açık cerrahiye bir seçenek olarak gündeme gelir.
Ani başlayan nefes darlığı, göğüs ağrısı, bayılma ya da kanlı balgam akciğer embolisinin belirtisi olabilir. Bu şikâyetlerde beklemeden 112’yi arayın veya en yakın acil servise başvurun.
Akciğer embolisi, tıbbi adıyla pulmoner emboli, kalpten akciğerlere kan taşıyan atardamarların bir pıhtı ile aniden tıkanmasıdır. Halk arasında akciğer pıhtısı ya da akciğerde pıhtı olarak da bilinir. Pıhtı çoğunlukla bacaktaki derin toplardamarlarda oluşur, buradan kopan bir parça kan akımıyla kalbin sağ tarafına, oradan da akciğer atardamarına ulaşır. Bu nedenle akciğer embolisi ve derin ven trombozu aynı hastalığın iki ayrı yüzü kabul edilir ve birlikte venöz tromboembolizm olarak adlandırılır.
Tıkanan damarın büyüklüğüne göre tablo, belirti vermeyen küçük pıhtılardan hayatı tehdit eden ağır vakalara kadar değişebilir. Büyük bir pıhtı akciğere giden kan akışını ciddi şekilde azalttığında kalbin sağ karıncığı bu direnci yenmekte zorlanır; tansiyon düşebilir ve dolaşım bozulabilir. Bu nedenle akciğer embolisi, erken tanı ve hızlı tedavi gerektiren acil bir hastalıktır.
Akciğer embolisi belirtileri pıhtının büyüklüğüne ve kişinin genel sağlık durumuna göre farklılık gösterir. En sık görülen belirtiler şunlardır:
Belirtiler kalp krizi, zatürre veya panik atak gibi başka durumlarla karışabilir. Özellikle yakın zamanda ameliyat olmuş, uzun süre hareketsiz kalmış ya da bacağında şişlik bulunan bir kişide ani nefes darlığı gelişmesi, akciğer embolisi açısından mutlaka değerlendirilmelidir.
Akciğer embolisinin temelinde toplardamarlarda pıhtı oluşmasını kolaylaştıran üç etken vardır: kan akışının yavaşlaması, damar duvarının hasar görmesi ve kanın pıhtılaşma eğiliminin artması. Başlıca risk faktörleri şunlardır:
Teşhiste ilk adım, şikâyetler ve risk faktörleri birlikte değerlendirilerek akciğer embolisi olasılığının belirlenmesidir. Olasılığı düşük hastalarda kanda bakılan D-dimer testi normal çıkarsa akciğer embolisi büyük ölçüde dışlanabilir. D-dimer yüksekse veya klinik şüphe güçlüyse kesin tanı görüntüleme ile konur.
Günümüzde en sık kullanılan yöntem, akciğer atardamarlarının ilaçlı tomografi ile görüntülendiği BT pulmoner anjiyografidir. Böbrek fonksiyonu bozuk olan veya gebe hastalarda akciğer perfüzyon sintigrafisi tercih edilebilir. Tanı konduktan sonra ekokardiyografi ile kalbin sağ tarafının zorlanıp zorlanmadığı, kan testleri ile kalp kasının etkilenip etkilenmediği değerlendirilir. Bacak toplardamarlarının Doppler ultrasonu ise pıhtının kaynağını ve bacakta kalan pıhtıyı gösterir.
Akciğer embolisi tedavisinde hangi yöntemin seçileceğini belirleyen en önemli unsur, hastanın erken dönem risk durumudur. Avrupa Kardiyoloji Derneği’nin pulmoner emboli kılavuzu hastaları tansiyon, kalbin sağ tarafındaki zorlanma ve kan testlerine göre düşük, orta ve yüksek risk gruplarına ayırır (ESC 2019 Pulmoner Emboli Kılavuzu). Amerikan Kalp Derneği ve Amerikan Kardiyoloji Koleji’nin 2026 kılavuzu (AHA/ACC 2026 Akut Pulmoner Emboli Kılavuzu) ise daha önce “masif” ve “submasif” olarak anılan tabloların yerine, hastanın şikâyetlerini, kalbin sağ tarafındaki zorlanmayı, kan testlerini ve dolaşım durumunu birlikte değerlendiren A’dan E’ye beş klinik kategori tanımlar.
Bu kategorilerin en hafifinde (A) hiç belirti vermeyen, tesadüfen saptanan pıhtılar yer alır ve bu hastalar hastaneye yatırılmadan evden takip edilebilir. Belirti veren ancak şiddeti düşük hastalarda (B) erken taburculuk genellikle mümkündür; bu hastalar kan sulandırıcı ilaçlarla tedavi edilir. Kan testlerinde kalp kası zorlanma işareti veya kalbin sağ tarafında zorlanma bulunan hastalarda (C) tedavinin temeli yine kan sulandırıcıdır; ancak bu hastalar hastanede yatırılarak izlenir ve durumu kötüleşirse pıhtıyı açmaya yönelik tedaviye geçilir. Kalp ve akciğer yetmezliğinin başladığı (D) ve tansiyonun kalıcı olarak düştüğü (E) hastalarda, halk arasında masif emboli olarak bilinen bu tabloda, pıhtının en kısa sürede çözülmesi veya çıkarılması hayati önem taşır.
Akciğer embolisi tedavisinde yöntemler birbirinin alternatifi değil, çoğu zaman tamamlayıcısıdır. Kateterle yapılan girişimsel tedavi uygulanan hastalarda da kan sulandırıcı tedavi işlem sırasında ve sonrasında sürdürülür. Hangi yöntemin seçileceğine acil, kardiyoloji, göğüs hastalıkları ve girişimsel radyoloji hekimlerinin birlikte karar vermesi en doğru yaklaşımdır. Birçok merkezde bu kararı hızlandırmak için Pulmoner Emboli Yanıt Ekibi (PERT) adı verilen, farklı branşlardan hekimlerin hastayı birlikte değerlendirdiği bir ekip modeli kullanılır.
Kan sulandırıcı ilaçlar, yani antikoagülanlar, mevcut pıhtının büyümesini ve yeni pıhtı oluşmasını engeller. Pıhtıyı doğrudan eritmezler; vücut zaman içinde pıhtıyı kendi mekanizmalarıyla çözer. Tedaviye hastanın durumuna göre iğne şeklinde (heparin türevleri) ya da doğrudan ağızdan alınan yeni nesil kan sulandırıcılarla (DOAK) başlanabilir. Güncel kılavuzlar, uygun olan çoğu hastada varfarin gibi eski ilaçlar yerine bu yeni nesil ağızdan ilaçları önerir. Akciğer embolisi tedavisi alan hastaların çoğu için kan sulandırıcı tedavi tek başına yeterlidir.
Bazı hasta gruplarında ilaç seçimi farklılık gösterir. Kansere bağlı embolide ilaç seçimi kanserin türüne ve tedavisine göre yapılır. Gebelikte iğne şeklindeki heparin türevleri tercih edilir, ağızdan alınan yeni nesil ilaçlar ve varfarin genellikle kullanılmaz. Antifosfolipid sendromu adı verilen pıhtılaşma hastalığında genellikle yeni nesil ilaçlar yerine varfarin kullanılır. Böbrek yetmezliği olan hastalarda da ilaç ve doz seçimi özel dikkat gerektirir. Bu nedenle ilaç tedavisi her hasta için hekim tarafından kişiye özel planlanır.
Sistemik tromboliz adı verilen bu yöntemde, pıhtıyı eriten güçlü bir ilaç koldaki damardan tüm vücuda verilir. Tansiyonu düşen yüksek riskli hastalarda ilk tercih edilen tedavidir. Ancak ilaç yalnızca pıhtıya değil tüm dolaşıma yayıldığı için beyin kanaması dahil ciddi kanama riski taşır. Yakın zamanda ameliyat olmuş, kanama eğilimi olan veya inme geçirmiş hastalarda bu tedavi uygulanamayabilir.
Kateter aracılı tromboliz olarak da bilinen bu yöntemde, kasık veya boyundaki toplardamardan ince bir kateter yerleştirilir. Kateter görüntüleme eşliğinde kalbin sağ boşluklarından geçirilerek akciğer atardamarındaki pıhtının içine kadar ilerletilir. Pıhtı eritici ilaç, damardan verilen dozun çok daha azı kullanılarak doğrudan pıhtıya ve kontrollü şekilde uygulanır. Böylece pıhtı lokal olarak çözülürken tüm vücudun ilaca maruz kalması ve buna bağlı kanama riski azaltılmaya çalışılır.

Mekanik trombektomide pıhtı, akciğer atardamarına ilerletilen özel geniş kateterler yardımıyla vakumla çekilerek veya parçalanarak dışarı alınır. Pıhtı eritici ilaç kullanılmadan ya da çok düşük dozda kullanılarak uygulanabildiği için, kanama riski yüksek olduğundan ilaç verilemeyen hastalarda önemli bir seçenektir. Pıhtının bir bölümünün bile hızla temizlenmesi, kalbin üzerindeki yükü kısa sürede azaltabilir.
Kateter ile pıhtı eritme ve mekanik trombektomi, güncel kılavuzlarda özellikle ağır ve kötüleşen hastalarda “makul” bir seçenek olarak yer alır; ancak bu yöntemlerin sistemik trombolize veya yalnızca kan sulandırıcı tedaviye üstünlüğünü gösteren büyük çalışmalar henüz tamamlanmamıştır ve bu alandaki araştırmalar sürmektedir. Bu nedenle kateter tedavisi her hastaya değil, uzman ekip tarafından risk ve fayda dengesi değerlendirilerek seçilmiş hastalara önerilir.
Vena kava filtresi, karın içindeki ana toplardamara kateterle yerleştirilen küçük bir süzgeçtir. Bacaktan kopan yeni pıhtıların akciğere ulaşmasını engeller. Kan sulandırıcı ilaç kullanamayan veya yeterli tedaviye rağmen tekrar akciğer embolisi geçiren hastalarda düşünülür. Filtre, akciğerdeki mevcut pıhtıyı tedavi etmez; yalnızca yeni pıhtıların akciğere ulaşmasını önler. Bu nedenle kan sulandırıcı kullanımının önündeki engel ortadan kalktığında ilaç tedavisine geçilmesi gerekir.
Filtreler çoğunlukla geçici olarak takılır ve risk ortadan kalktığında yine kateterle çıkarılır.
Açık kalp ameliyatı ile akciğer atardamarındaki pıhtının çıkarılmasıdır. Pıhtı eritici ilacın verilemediği veya işe yaramadığı ağır vakalarda, deneyimli kalp cerrahisi ekibinin bulunduğu merkezlerde uygulanır.
Dolaşımın çöktüğü veya kalbin sağ tarafının tamamen yetersiz kaldığı çok ağır vakalarda, kalbin ve akciğerlerin işini geçici olarak üstlenen bir makine desteği (VA-ECMO) kullanılabilir. Bu yöntem pıhtıyı kendisi tedavi etmez; hastaya, pıhtıyı çözecek veya çıkaracak kesin tedavi uygulanana kadar zaman kazandırır. Yalnızca deneyimli merkezlerde ve yoğun bakım desteğiyle uygulanır.
Kateter temelli tedaviler, akciğer embolisi geçiren her hastaya değil, seçilmiş bir gruba uygulanır. Bu yöntemler genellikle şu durumlarda gündeme gelir:
Pıhtının büyüklüğü veya yaygınlığı tek başına kateter tedavisi için bir gerekçe değildir; güncel kılavuzlar, pıhtı yükünün hastanın risk sınıflamasında kullanılmamasını önerir. Karar verilirken hastanın klinik durumu, kanama riski, eşlik eden hastalıkları ve merkezin deneyimi birlikte değerlendirilir. Düşük riskli hastalarda kateterle tedavi gerekli değildir.
İşlem anjiyografi ünitesinde, genellikle lokal anestezi ve gerektiğinde hafif sedasyon ile yapılır; kesi gerekmez. Kasıktaki veya boyundaki toplardamara ultrason eşliğinde iğne ile girilir ve bu noktadan kılıf adı verilen ince bir tüp yerleştirilir. Kateter floroskopi rehberliğinde kalbin sağ boşluklarından geçirilerek akciğer atardamarına ulaştırılır ve ilaçlı görüntüleme ile pıhtının yeri ve yaygınlığı gösterilir.
Kateter ile pıhtı eritme uygulanacaksa, delikli uçlu kateter pıhtının içine yerleştirilir ve ilaç birkaç saat ile bir gün arasında değişen sürede yavaş infüzyonla verilir. Hasta bu süreçte yoğun bakım veya yakın takip ünitesinde izlenir. Mekanik trombektomide ise pıhtı aynı seans içinde çekilerek temizlenir. İşlem sonunda kateter ve kılıf çıkarılır, giriş yerine bası uygulanır.
Kateterle yapılan tedaviler, damardan verilen pıhtı eritici ilaca göre daha az ilaç kullanılarak uygulanır; ancak her girişimsel işlem gibi bazı riskler taşır. Bunlar arasında kateterin girildiği yerde morarma veya kanama, vücudun başka bir yerinde kanama, işlem sırasında kalp ritminde geçici düzensizlik, kullanılan ilaçlı maddeye bağlı alerji ve böbrek etkilenmesi, nadiren de damar hasarı sayılabilir. Bu riskler işlem öncesinde hastaya ve yakınlarına ayrıntılı olarak anlatılır.
Akciğer embolisi tedavisinden sonra kan sulandırıcı ilaç kullanımı devam eder. Ameliyat veya hareketsizlik gibi geçici bir nedene bağlı gelişen akciğer embolisinde tedavi genellikle en az üç ay sürer. Belirgin bir neden bulunamayan, tekrarlayan veya kalıcı risk faktörü olan hastalarda tedavinin daha uzun sürdürülmesi gerekebilir. Bu süre hekim tarafından kanama riski de göz önünde bulundurularak belirlenir.
Taburculuk sonrası birkaç ay içinde kontrol muayenesi yapılır. Az sayıda hastada pıhtı tam olarak çözülmeyerek akciğer damarlarında kalıcı daralmaya ve akciğer tansiyonuna yol açabilir. Bu tablo kronik tromboembolik pulmoner hipertansiyon (KTEPH) olarak adlandırılır. Tedaviden aylar sonra nefes darlığı devam ediyor veya artıyorsa ekokardiyografi ve akciğer ventilasyon/perfüzyon sintigrafisi ile bu durum araştırılmalıdır. KTEPH tanısı konan hastalarda tedavi seçenekleri arasında pıhtılaşmış damar duvarının cerrahi olarak temizlenmesi (pulmoner endarterektomi), balon ile damar genişletme (balon pulmoner anjiyoplasti) ve akciğer tansiyonunu düşüren ilaçlar yer alır; bu tedavi uzmanlaşmış merkezlerde planlanır.
Akciğer embolisinde ölüm riskinin en yüksek olduğu dönem, belirtilerin başladığı ilk saatler ve günlerdir. Ağır vakalarda pıhtının ne kadar hızlı açıldığı, kalbin sağ tarafının toparlanmasını doğrudan etkiler. Bu nedenle ani nefes darlığı ve göğüs ağrısı yaşayan kişinin vakit kaybetmeden acil servise başvurması, tanı konduktan sonra da uygun hastaların girişimsel tedaviye yönlendirilmesi önemlidir.
Kateter ile pıhtı eritme ve mekanik trombektomi, girişimsel radyoloji uzmanlarının görüntüleme rehberliğinde uyguladığı tedavilerdir. Doç. Dr. Taha Yusuf Kuzan, İstanbul Ataşehir’deki Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi’nde akciğer embolisi tedavisi ve derin ven trombozu tedavisinde girişimsel yöntemleri uygulamaktadır. Diğer toplardamar hastalıkları için Toplardamar Hastalıkları ve Tedavileri sayfasına göz atabilirsiniz.
Akciğer embolisi tedavi edilmediğinde hayatı tehdit edebilen bir hastalıktır. Risk özellikle tansiyonun düştüğü büyük pıhtılarda ve ilk saatlerde yüksektir. Erken tanı konan ve uygun tedaviye başlanan hastaların büyük çoğunluğu ise iyileşir. Bu nedenle ani nefes darlığı ve göğüs ağrısında vakit kaybetmeden acil servise başvurulmalıdır.
Hafif ve orta vakalarda şikâyetler tedavinin ilk günlerinde belirgin şekilde azalır. Pıhtının vücut tarafından tamamen çözülmesi ise haftalar ile aylar sürebilir. Hastaların çoğu birkaç hafta içinde günlük hayatına döner; nefes darlığı aylar sonra hâlâ devam ediyorsa hekim kontrolünde ek değerlendirme yapılmalıdır.
Ameliyat veya hareketsizlik gibi geçici bir nedene bağlı gelişen akciğer embolisinde kan sulandırıcı tedavi genellikle en az üç ay sürer. Nedeni bulunamayan, tekrarlayan veya kalıcı risk faktörü olan hastalarda tedavi daha uzun sürdürülebilir. İlacın bırakılma zamanına hekim karar verir; ilaç kendiliğinden kesilmemelidir.
Hayır. Kateter ile pıhtı eritme, kasık veya boyundaki toplardamardan iğne ile girilerek yapılan kapalı bir işlemdir; kesi ve dikiş gerekmez. İşlem genellikle lokal anestezi ile yapılır ve kateter görüntüleme eşliğinde akciğer atardamarındaki pıhtıya kadar ilerletilir.
Akciğer embolisi bazı hastalarda tekrarlayabilir. Tekrarlama riski, ilk ataktaki nedene, kan sulandırıcı tedavinin süresine ve kişinin risk faktörlerine bağlıdır. Tedaviye düzenli devam etmek, uzun yolculuklarda ve ameliyat sonrası dönemde hareketli kalmak ve hekimin önerdiği koruyucu önlemlere uymak tekrar riskini azaltır.
Akciğer embolisi tanısı genellikle acil serviste konur. Tedavi sürecinde göğüs hastalıkları, kardiyoloji ve girişimsel radyoloji uzmanları birlikte çalışır; ağır vakalarda kalp ve damar cerrahisi ekibi de değerlendirmeye katılır. Kateterle pıhtı eritme ve trombektomi işlemleri girişimsel radyoloji uzmanları tarafından uygulanır.
Bu sayfadaki bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır ve hekim muayenesinin yerini tutmaz. Tanı ve tedavi için mutlaka bir hekime başvurunuz.
Copyright © 2026 Doç. Dr. Taha Yusuf Kuzan. Tüm hakları saklıdır.